12 Eylül İddaanamesi'nin tam metni için tıklayınız.

  Gerçekten yargılama niyeti var mı ?          Mustafa Yalçıner

 

Yargılanıyor yargılanacak derken, sonunda Evren ve 12 Eylül'ün de iddianamesi hazırlandı ve mahkemece kabul edildi.

80 sayfalık iki kişilik bir iddianame.. “Kader arkadaşları” gibi, T. Şahinkaya ile K. Evren. Ve çok sayıda olay sıralanıyor.. Ankara'da DAL Grubu, İstanbul'da öteki, Adana ve Diyarbakır'da berikiler sayılıyor, yetinilmiyor, bütün ülkenin işkence merkezine çevrildiği söyleniyor. Doğru söze ne denir!


MUSTAFA YALÇINER

ELİ KANLI İŞKENCECİLİKTİ 12 EYLÜL

Evet, eli kanlı işkencecilikti 12 Eylül. Bir milyona yakın kişi gözaltına alınmıştı. İşkenceden geçirilmişti yani. Çünkü işkencesiz gözaltı olağan değildi, istisnaydı. Sadece polis merkezleri değil, cezaevleri de işkencehaneye dönüştürülmüştü. Yüzlerce kişi öldürüldü bu işkencelerde.

Ve evet, (darbeci MGK üyesi ölen üç arkadaşlarıyla birlikte) en başta Evren'le Şahinkaya sorumluydular bu işkenceler ve işkencede katledilmelerden. Emretmişlerdi. Ama hiyerarşik yapı içinde “suç ortakları”yla birlikte katletmişlerdi. Ve iddianamede diğerleri yoklardı. Örneğin Mamak Cezaevi Komutanı Raci Tetik, Diyarbakır Cezaevi Komutanı E. Oktay Yıldıran suçlanmıyorlardı. Ne Ankara ve ne Diyarbakır Sıkıyönetim Komutanları'nın isimleri anılıyordu iddianamede!

‘ASMAYALIM DA BESLEYELİM Mİ' DEMİŞTİ EVREN

Sadece işkence mi? Elliye yakın idam kararını onaylamışlardı MGK üyesi olarak. Erdal Eren örneğin tam bir hukuksuzluk örneği olarak idam edilmişti. 17 yaşındaydı. Yaşı tutmuyordu yani. Ama “asmayalım da besleyelim mi?” demişti Evren ve asmışlardı. Ve diğerleri. Adalı, Soyergin, Yukarıgöz, Aslan. Önce Kenan Evren ve faşist cunta üyesi dört arkadaşı onaylamışlardı kararları. Sonra Danışma Meclisi kurmuş, ona onaylatmışlardı. Ve en son TBMM kurulmuştu yeniden ve idam dosyaları onun önüne gelmiş, orada onaylanmıştı. Suç ortakları vardı kısacası Evren ve arkadaşı faşist darbecilerin.

Önce adı savcı ve hakim olan suç ortakları. Bir kısım savcı ve hakim “biz emirle yargılamayız” deyip istifa etmiş, ama idam kararı verecek başkaları bulunmuştu. Sonradan milletvekili olan F. Tarımcıoğlu örneğin. Suçsuzluğunu bile bile idam cezaları istemişti. Biri İ. Erhan Çınar'dı. Bir diğeri infaz edilmiş 40 idamın kararını vermekle övünen Ali Fahir Kayacan'dı. Hakimdi. İbret olması için emirle verildiği belli olan idam kararlarını isteyenler ve verenler de yargılanmadan 12 Eylül yargılaması olabilir mi? İddianame, “alın bu ikisini, onlarla idare edin” der gibidir! Arkası, Ergenekon Davalarında olduğu gibi, gelebilir mi? Eğer halk talepte bulunur, mağdurlar suçlamalarını sürdürürlerse mümkündür. Yoksa bu haliyle üstünü kapatmak için açılmış gibidir dava. 12 Eylül'ü meşrulaştırmak üzere!

77 1 MAYIS'I TERÖR OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR

Nasıl mı? Öncelikle iddianame 12 Eylül'ün temel tezini kendi tezi haline getirmiş görünmektedir. Evren, “kardeş kavgasını önlemek”, “terör”ü durdurup“kaos ortamı”na son vermek üzere “demokrasiyi askıya alarak” idare el koyduklarını savunurdu. İddianame de, “darbe ortamı hazırlamak” üzere “terör eylemleri düzenlemek”, “kaos ortamı yaratmak”tan söz etmektedir. Sonra saymaktadır: 77 1 Mayıs, Maraş olayları, Malatya ve Sivas olayları, Çorum olayları… Sözde “sağ” ve “sol” “terör” eylemleri düzenlenmiştir darbeyi davet için. Yani 77 1 Mayıs'ı “terör olayı” olmaktadır. Ya da Maraş katliamı. 1 Mayıs'ı kutlamak için Taksim'de toplanan 500 bin işçi “terörist” olmaktadır iddianameye göre! Evren ve sair “derin yapılanmalar” darbe yapmak üzere yararlanmak için düzenlemiştir denmektedir.

12 EYLÜL HAK ARAYIŞINI EZMEK İÇİN YAPILMIŞTIR

Oysa 12 Eylül, “bal gibi” 1 Mayıs'lar'da, Maraş ve Çorum'larda, grev ve direnişlerdi yükseldiği açıkça görünen halkın hak arayış mücadelesini terörle ezip bastırmak için düzenlenmiş faşist bir darbedir.

Ve Evren, tıpkı İ. Başbuğ için iddia edilen “terör örgütü kurmak ve yönetmek” fiilini gerçekleştirmiştir arkadaşlarıyla. Ve Başbuğ'dan farklı olarak, teşebbüs halinde bırakmamış, başarıya ulaştırmıştır faşist darbeyi. Genelkurmay Başkanı olarak başında bulunduğu orduyu, hiyerarşik yapısı içinde harekete geçirip devleti, faşist bir devlet biçimi vererek yeniden yapılandırmıştır. Başbakanı ve bakanları atamıştır önce. Bülent Ulusu başbakandır, T. Özal Başbakan Yardımcısı.

YA DİĞERLERİ

Ve diğerleri. Sonra müsteşarlar, müşavirler, sair bürokrasi, komutanlar, yargı üyeleri ve organları. Bu yapılanma sürdüğü için 28 Şubat'ta yargı brifing almıştır. Bu yapılanma, bu faşist yasakçı, zorba zihniyet ve uygulama sürdüğü için sonra türlü zorbalıklar ve yasaklar süregitmiştir. Protestocu gençler, bu zihniyet ve uygulamadan olarak “içeri atılmışlar”, haklarında yirmi yılı bulan cezalar istenebilmiştir. Grevleri yasaklayan, işçi ücretlerini donduran, sendikal faaliyeti yasaklayan Evren'in zihniyeti ve uygulamaları sürdüğü için TEKEL işçilerine kışın ortasında su ve zehirli gaz sıkılabilmiştir.

Şimdi ya bu faşist zihniyet ve yasakçı zorbalık uygulamalarıyla hesaplaşılacaktır, 12 Eylül'le hesaplaşma ciddiye alınacaktır. Ya da oyun oynanacaktır!

İKİ TEMEL EKSİK TAMAMLANMAK ZORUNDADIR

Eğer oyun oynanmayacaksa iddianamenin iki temel eksiği tamamlanmak zorundadır: Bir iddianamede ABD'den tek sözcükle olsun söz edilmemektedir ki, bu olanaksızdır. ABD yönlendirmesi ve örgütlemesi olmadan Türkiye ve benzeri başka ülkelerde tek bir darbe gerçekleşmemiştir: “Bizim çocuklar yaptı” sözleri tarihe geçmiştir.

Ve kanıtı zamanın TİSK Başkanı Halit Narin'in “bugüne kadar işçiler güldü, bundan sonra biz güleceğiz” deyişi olan büyük sermayenin yol gösterici çıkarları yoktur iddianamede. Oysa Evren ve arkadaşları, başta işçi sınıfı ve halkın yükselen mücadelesini bastırmak üzere tekelci sermayenin çıkar ve arzularını örgütlenmekten başka bir şey yapmadılar.

Evren de Şahinkaya da önemliler ve bu dava da önemli bir başlangıç olabilir. Destekçisi Amerikan emperyalizmi ve sosyal dayanağı tekelci burjuvazi olan faşizmle, yasakçılık ve zorbalığıyla hesaplaşma ciddiyetiyle ele alınmak üzere…

İDDİANAMEDE NELERE YER VERİLDİ?

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 12 Eylül askeri darbesine ilişkin dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın şüpheli olarak yer aldığı iddianameyi kabul etti. İddianamede, Evren ve Şahinkaya'nın, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.

Sanıkların, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Tamamını veya Bir Kısmını  Değiştirmeye veya Ortadan Kaldırmaya ve Anayasa İle Teşekkül Etmiş Olan Türkiye  Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasına Engel Olmaya  Cebren Teşebbüs Etmek” suçlarını işledikleri ifade edilen iddianamede, 2 Ocak  1980 ile 12 Eylül 1980-6 Aralık 1983 arası suç tarihi olarak gösterildi.

Evren ve Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianamede, 1 Mayıs 1977'de  Taksim'de yaşanan olay, 16 Mart katliamı, bazı kişilere gönderilen bombalı  paketler, Sivas, Kahramanmaraş ve Çorum'daki olaylar, Fatsa operasyonu, Abdi  İpekçi suikastı, MSP'nin 6 Eylül 1980'de Konya'da düzenlediği Kudüs mitingi gibi  olayların, ülkeyi kaosa sürükleyerek, askeri darbeye zemin hazırlamak isteyen  güçler tarafından çıkarıldığının anlaşıldığı savunuldu.

12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ VE SONRASI

İddianamede, 12 Eylül 1980'de saat 03.59'da TRT'de, Kenan Evren imzasıyla yayınlanan Milli  Güvenlik Konseyi'nin bir numaralı bildirisine yer verilerek, bildiride, Türk  Silahlı Kuvvetleri'nin emir-komuta zinciri içerisinde ülke yönetimine el koyduğu,  parlamento ve hükümeti feshederek sıkı yönetim ilan ettiği, yurt dışına çıkışları  yasakladığının yer aldığı kaydedildi. “Anayasada Türkiye Büyük Millet Meclisine, Millet Meclisine ve  Cumhuriyet Senatosuna ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkiler 12 Eylül  1980 tarihinden itibaren geçici olarak Milli Güvenlik Konseyince ve  Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmiş bulunan görev ve yetkiler de Milli  Güvenlik Konseyi Başkanı ve Devlet Başkanınca yerine getirilir ve kullanılır”  düzenlemesiyle, TBMM'ye, Cumhuriyet Senatosuna ve cumhurbaşkanına ait yetkilere  cebren el konulduğu belirtildi.

30 BİN MEMURUN GÖREVİNE SON VERİLDİ

Toplum üzerinde kurulan baskı ve yayın yasaklarıyla düşünce hürriyetinin  tamamen ortadan kaldırıldığı ifade edilen iddianamede, “Bu dönemde 1402'ye hiçbir yargı  kararı olmadan 30 bin memurun görevine son verildi. 7233 memur bölgelerinin  dışına gönderildi” denildi.

SİSTEMATİK İŞKENCE MERKEZLERİ

Diyarbakır Askeri Cezaevi ile Mamak Askeri Cezaevinin, sistematik  işkencenin merkezi haline getirildiği belirtilen iddianamede, Ankara Emniyet  Müdürlüğündeki DAL'ın, Adıyaman'da Pirin Palas  Hapishanesinin ve İstanbul Gayrettepe'nin öne çıkan işkence merkezlerinden olduğu  vurgulandı. İddianamede, “Sayılan bu yerler öne çıkmakla birlikte, ülkede tüm  gözaltı ve cezaevlerinin o dönemde bu şekilde kullanıldığı ortaya çıkmaktadır”  denildi.
Diyarbakır Cezaevinde İç Güvenlik Komutanı Esat Oktay Yıldıran, Mamak  Askeri Cezaevinde ise İç Güvenlik Komutanı Raci Tetik'in bulunduğu ve işkence  emirlerini verdikleri ifade edilen iddianamede, Ankara Emniyeti'nde ise polis  amirleri Zeki Kaman ve Dürüst Oktay'ın işkence uygulamalarında öne çıktığı  bildirildi.

191 KİŞİ ÖLDÜ

İddianamede, “12 Eylül askeri darbesinin ardından cezaevleri ve gözaltı  merkezlerinde insanlık dışı uygulamaların sonucunda ölümler meydana geldi. 12  Eylül 1980 askeri darbesi ile yönetimin şeklen de olsa sivillere devredildiği  1983'e kadar gözaltı ve cezaevinde ölenlerin toplam sayısı 191 kişiydi. Bunlardan  5'i cezaevinde açlık grevinde, 1 tanesi de işkence sonucunda hastalanıp ölmüştü.  Sadece 12 Eylül 1980 tarihiyle 31 Aralık 1980 tarihi arasında cezaevinde  ölenlerin sayısı 43 kişiydi” ifadeleri yer aldı.

EVREN'İN İFADESİ

İddianameye göre Evren, ifadesinde, anayasal kurumların  görevini yapamaz hale geldiğini, ülkenin felç olduğunu iddia ederek  bu nedenle yönetime el  koymak durumunda kaldıklarını anlattı.

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmetler Kanunu'nun 35. maddesinin ülke  yönetimine el koyma yetkisi verdiğini kendisini ve diğer komutanlar olarak  değerlendirdiklerini, bu yetkinin şartlar itibariyle sahip oldukları kanaatine  vardıklarını” savunan Evren, “TSK'nın, insanların ölümünü bekleyip, sonuçta bunu fırsat olarak  değerlendirip yönetime el koymasının düşünülemeyeceğini, bunu vicdanlarının kabul  etmeyeceğini, bunu kesinlikle kabul etmediğini” iddia ederek pişman  olmadığını bildirdi.

ŞAHİNKAYA'NIN BEYANI

Tahsin Şahinkaya ise soruşturma sırasında alınan ifadesinde, 35. maddede verilen, devleti koruma ve kollama yetkisine  dayanarak yönetime el koyduklarını savunarak, “memleketin o dönemde sahibinin  olmadığını, bu çerçevede ne gerekiyorsa onu yaptıklarını” söyledi. Şahinkaya,  12 Eylül askeri darbesinin ABD'nin bilgisi ve desteğiyle yapılmadığını da iddia etti.

“35. MADDE ASKERİ DARBE YETKİSİ VERMEMEKTEDİR”

Sanıklar ve avukatlarının, savunmalarında, askeri darbenin 35.  maddesindeki yetkiye dayanarak yapıldığını belirttikleri anımsatılan iddianamede,  şu değerlendirmelere yer verildi:
“Kanunlar anayasaya aykırı olamayacakları gibi kanunla  verilen bir yetkinin anayasayı ortadan kaldırmak amacıyla kullanılması da mümkün  değildir. Dolayısıyla söz konusu hüküm, anayasal düzeni, anayasa ile kurulmuş  devlet düzeninin temel kurumlarından olan TBMM ile hükümeti ve tüm hak ve  özgürlükleri ortadan kaldırmak amacıyla kullanılamaz.”
Kaldı ki darbeyi yapanların, darbe ve sonrası eylemlerinden dolayı  yargılanacaklarını ve eylemlerinin suç olduğunu bildiklerinden 1982 Anayasasının  geçici 15. maddesinindeki düzenlemeyi oluşturma ihtiyacı hissettikleri ifade  edilen iddianamede, “Sonuç olarak, İç Hizmet Kanunu'nun 35. maddesi hiç kimseye  demokratik düzeni ortadan kaldırarak, diktatörlük kurmaya yol açacak bir askeri  darbe yapma yetkisi vermemektedir” denildi.
İddianamede, davayla ilgili zaman aşımı kuralının da işlemeyeceği belirtildi.  

12 Eylül İddaanamesi'nin tam metni: