Küba Bir Umut- Evin Deniz



Küba kimsenin objektif bakamadığı bir ülke, kimilerine göre sosyalizm umutlarını yeşil tutan tek kale, kimilerine göre bu sistemin ancak yoksulluk getireceğinin kanıtı. Küba çok farklı çok özel bir ülke; onu anlamak için objektif olmak da yetmez, tarihini bilmek ve bir süre orada yaşamak gerekir. Bu yazıda dile getirilenler ise sadece bol sohbetli kısa bir gezinin düşündürdükleri…

Amerika Birleşik Devletleri'nin yıllardır uyguladığı baskıları anlatmak için ambargo (embargo) sözcüğünü durumu açıklamakta yetersiz bulan Kübalılar bloke (bloqueo) sözcüğünü kullanıyorlar.

Çok yakınlarındaki bu çok güçlü düşmana karşı bu kadar uzun süre direnebilmeleri sosyalizme inananları da inanmayanları da şaşkına çeviren ortak nokta. 50 yıldır direnen bir devrim, her şeye rağmen hedeflediklerinin çoğunu başarmış bir devrim, her şeyden önemlisi halka hala umut veren bir devrim…

Umut demişken çok konuşulan, çok merak edilen Fidel Castro sonrası Küba'dan söz etmek şart. “Fidel ölünce ne olacak?” sorusu Kübalılara en çok sorulan soru; cevapsa hazır “Hiçbir şey”. Küba tarihi boyunca çok önemli liderler, devrimciler görmüş bir ülke, saygıları, vefa duyguları inanılmaz boyutlarda; ancak hiçbir şey onların varlığına bağlı değil. Fidel ölse de peşinde koşulacak inançlar, hedefler, rüyalar ve sosyalizm fikrini sürdürecek başkaları ve en önemlisi de inanmış koca bir halk var. Fidel çok önemli ve etkili bir figür evet, hemen her gün dünyaya ilişkin görüşlerini belirttiği (internetteki Reflexiones del compañero Fidel başlıklı köşesinde) yazılar yazıyor. İnsanlar bu yazıları takip ediyorlar ancak yeri geldiğinde onun düşündüklerinin tersi kararlar alınıp uygulanmasını da yadırgamıyorlar. Yani öyle körü körüne bir bağlılık yok. Tarihin bütünlüğü Küba da o kadar açık ki yıllar önce José Marti ve arkadaşlarının başlattığı özgürlük savaşı öyle sağlam bir temel atıyor ki yıllar sonra 59 devrimini mümkün kılıyor. Bu tarihi bütünlük, sürekli özgürlük mücadelesi halkta öyle bir bilinç ve inanç yaratıyor ki bugün ne devrimden ne de geleceğinden en ufak bir şüpheleri var. Küba sosyalizmi kişilere bağlı olmadığı gibi başka ülkelere de bağlı değil, yani Moskova'da yağmur yağdığında Çekoslovakya'da şemsiye ile dolaşan yöneticiler gibi yöneticileri yok.

Bu umut, bu kendine güven boşa değil. Avrupa'nın son yıllarda çok önem verdiği aslında liberalizmin; sınıfların yok olduğu, sınıf politikalarıyla hiçbir yere varılamayacağı söylemi çerçevesinde öne çıkarılan çok kültürlülük, kadınların toplumdaki yeri, homoseksüeller, din vb. konular Küba'da tüm doğallığıyla çözülmüş durumda. Hem de bunu koskoca Avrupa Birliği'nin yaptığı gibi sadece direktiflerle ve bürokrasiyle değil hayatın içinde özümsemişler. Geçmişinin getirdiği zenginlik öyle bir uyum içinde yaşanıyor ki, Kübalının rengi ve karakteristik özellikleri yok. En siyahından en sarışınına kadar tüm Kübalılar eşit bir şekilde bu farklılıklarının zenginliğiyle tam da olması gerektiği gibi yaşayıp gidiyorlar. Avrupa'da farklı olmaksa hala tedirgin edici bir durum ne yazık ki…

Küba'da kadın hakları konusunu konuşmak bile yersiz. Bizim yaptığımız tüm görüşmelerde başkanlar, dekanlar, öğretim üyeleri hep kadındı örneğin. Homoseksüellerse devletin desteğiyle gösteriler yapıyorlar, birlikte uzun erimli düzenlemeler üzerine çalışıyorlar. Gündelik hayatta da farklılıkları fark edilemeyecek kadar rahat yaşıyorlar. Laiklik diye çırpınan Avrupa'ya yine örnek gösterilmeli Küba. Dinin varlığı yokluğu belli değil. Nüfusun yarısı Katolik diğer yarısı ise Afrika'dan getirilen kölelerin Hıristiyanlıkla birleştirmek zorunda kaldıkları dinlerinin son hali Santaria dininden. İnançlar, alçakgönüllü kiliseleri ve Santaria dinine ait ibadethaneleriyle sakin, belli belirsiz bir şekilde yaşanıyor. Dinin bir ihtiyaç olduğu düşünüldüğünde dine en az ihtiyaç duyulan ülkenin Küba olması hiç de şaşırtıcı değil aslında. Çok kültürlülük diye bas bas bağıran Avrupa'nın, en büyük çok kültürlülüğü barındıran sınıfı yok sayması aslında bu konuda samimi olmadığının dolayısıyla da  başarılı olamayacağının kanıtı. Ancak Küba'da olduğu gibi sınıf üzerinden gidildiğinde farklılıklar zenginlik haline gelebiliyor.

Şimdiye kadar değinilen konulardaki başarılar aslında daha temel konulardaki başarılardan kaynaklanmakta. Kapitalizmin yarattığı eşitsizliği törpülemek ve sistemin devamını sağlamak için icat edilen sosyal devlet kavramı, sistemi bir krizden çıkarıp diğerine sürüklüyor. Oysa kah baş tacı edilen, kah bela olarak görülen bu sosyal devletin, herkese iş, herkese sağlık hizmeti, ömür boyu sürekli eğitim gibi söylemleri o devasa ekonomilerle değil görenlere ibret bir şekilde Küba devletinin yoksulluğunda gerçekleşiyor. Devrimin ilk hizmeti olan okuma yazma seferberliğiyle yalnızca 5 yılda okuma yazma oranını yüzde 97'lere çıkaran anlayış, bugün nüfusun büyük bölümünün üniversite mezunu olduğu ve hatta ikinci bölümlerini bitirdikleri bir eğitim seviyesine erişmiş durumda. Kübalılara göre böyle bir ortamda, bu olanaklarla üniversite okumamak “aptallık”. Öte yanda ise yüksek lisansı neredeyse zorunlu hale getiren ancak ciddi ücretlere tabi tutan, ömür boyu sürekli eğitimi ücretli kurslarla sağlayabileceğine inanan bir Avrupa var. 

Mezun olan herkesin işi hazır Küba'da; çünkü sözde değil gerçekten yapılan 5 yıllık planlarla ülkenin gelecekte ihtiyaç duyacağı meslekler belirleniyor ve gençler bu ihtiyaçlara göre yönlendiriliyorlar. Mezun olur olmaz başlanan sosyal servis (servicio social) hem staj niteliğinde hem de her bölgenin ihtiyaçlarını karşılayan zorunlu hizmet niteliğinde bir uygulama. Yalnızca üniversite mezunlarına değil herkese ama herkese iş olanağı sunuluyor, Kübalılara göre biri çalışmıyorsa iş bulamadığından değil “tembelliğinden”dir. Sağlık konusunda ise sadece kendi halkına değil tüm Karayipler ve Güney Amerika halklarına hizmet veren ülkede sembolik ücretlerle çok önemli ve zor tedaviler gerçekleştiriliyor. Hatta turistlere bile muayene ve yıllık ilaç temini fırsatları sunuluyor.

Tüm bunların başarılmasının arkasında aslında devrimin en büyük başarısı olan nüfus artışı kontrolü geliyor. Bir şehirci olarak bana inanılmaz gelen Havana örneğine bakarsak başkentin nüfusu 50 yılda yalnızca iki katına çıkıyor. Diğer taraftan devrimin başaramadıkları da var elbette. Konut sorunu çok büyük boyutlarda örneğin. Küba Ulusal Mimarlık Cemiyeti'ne  (Sociedad Nacional de Arquitectura) göre yalnızca Havana kentinin 2 milyon konuta ihtiyacı var. Bizim gibi aşırı birikim sorununu kent üzerinden çözen ve konut fazlasının oluşmasına neden olan bir sistemin mağdurları için anlaşılması zor bir konut açığı bu. Ancak var olanı korumak konusunda Küba'dan öğrenilecek çok şey var. Yaşlı Havana (La Habana Vieja) bölgesinin çok az kaynakla gerçekleştirilmiş restorasyon çalışmaları birer mucizeyi andırıyor. Bu çalışmaları gerçekleştiren mimarların tarihçilerle birlikte çalışıyor olmaları da sahip oldukları tarih bilincinin bir başka göstergesi. Bu bölgenin restorasyonunda tarihçisi, mimarı, işçisi ve restore edilmiş alanlarda hizmet verenlerle toplam 14.000 kişi çalışıyor. Uzun süre ekonomik yetersizlikler nedeniyle dokunulamamış tarihi yapıları yenilemek tam bir ekip işi, aynı zamanda da sabır gerektiren uzun soluklu bir iş.

Kente dair diğer önemli sorun ise ulaşım sorunu. Son birkaç yılda çok ilerleme kaydedilmiş de olsa hala önemli bir sorun toplu taşımadaki yetersizlik; saatlerce otobüs beklemeler ve çok kalabalık otobüslerle yolculuklar…

Küba söz konusu olunca turizme değinmemek olmaz. Sovyetlerin dağılmasıyla girdiği, özel dönem (periodo especial) olarak adlandırılan ekonomik açıdan zorlu dönem, turizm sayesinde atlatılabilmiş. Çok akıllıca ve kontrollü bir şekilde işletilen turizmin olumsuz etkileri de olmuş. Özellikle halkın sahip olamadıklarını turistlerde görmesi ve bazı yerlere girememeleri halkın psikolojisini olumsuz etkilemiş. En can sıkıcı şey ise halkın turistlerden sürekli bir şeyler talep ediyor olmaları. Ama turizmin ülke ekonomisini çöküşten kurtardığı ve şu anda da ayakta tuttuğu düşünüldüğünde bunların esamesi bile okunmuyor.

Küba'da 1 Mayıs İşçi Bayramı bambaşka bir coşkuyla yaşanıyor. Sabahın çok erken saatlerinde Enternasyonal'in coşkusuyla uyanıp yollara düşülüyor. Kentin farklı noktalarında başlayıp Devrim Meydanı'na uzanan ve oradan ara sokaklara dağılan bu uzun yürüyüşe defile diyorlar. Genci, yaşlısı, çoluk çocuğu, turisti ve devlet başkanıyla gerçek bir bayram günü olarak yaşanıyor 1 Mayıs. Darısı tüm dünya işçilerinin başına…

Tüm bunları tek bir sözcükle açıklamak olası aslında, tek bir sözcük; sosyalizmin temelini oluşturan hümanizm, insana verilen değer, insana duyulan sevgi, insana inanmak… Bugün onları ayakta tutan ve hep de ayakta tutacak olan hiçbir fark gözetmeksizin tüm insanlara ve insani değerlere olan inançları. José Marti'nin dediği gibi başka birindeki erdemleri gören bir insan, bu erdemleri kendi içinde de taşıyordur. Kendileriyle, birbirleriyle ve dolayısıyla da hayatla barışık Kübalıların hep yapacakları, söyleyecekleri, paylaşacakları bir şeyleri var ve hepsi de genç, kıpır kıpır...

Hal böyleyken, neden onlar dünyanın geri kalanına benzesinler ki, dünyanın geri kalanı onlara benzese daha iyi olmaz mı? Neden Fidel ölünce onlar da kapitalizmin çarklarında ezilecek diye düşünüyoruz da Küba bir kıvılcım olacak ve hepimizi insanlığın ateşiyle tutuşturacak diye düşünmüyoruz. Kübalıların çok kullandığı bir sözle cevap vereyim COMO NO! NEDEN OLMASIN!  Küba, bir umut olsun bize ve yüreğimizdeki gelecek ateşini yeniden ateşleyen bir kıvılcım…