6 MAYIS GECESİNİ 9. KOĞUŞTA KARŞILAMAK-Habip Çalışkan


6 MAYIS GECESİNİ 9. KOĞUŞTA KARŞILAMAK 9. Koğuş. Öteki adı; Kule Altı. Eski bir Ermeni kilisesi. Üstündeki nöbetçi kulübesi de, kilisenin çan kulesinden bozma. Güvenlikli oluşu ve fiziksel özelliğinden dolayı siyasi mahkumlarla, hasımlı adli mahkumlar bu koğuşa koyulur. İdamların gerçekleştirildiği yer, 9. koğuşa yaklaşık 100 metre kadar ötededir. Tecrit, kapı altı ve görüş yerine gidiş gelişte bu alanı mutlaka görürsünüz. Deniz ve Yusuf'un öyküsü, 16 Mart 1971 tarihinden birkaç gün sonra burada başlar ve 5-6 Mayıs 1972 gecesi Hüseyin'in de katılımıyla burada sonlanır.
* * *

1971 Ocak ayı sonlarında Kayseri Cezaevine götürüldüm. Kayseri Cezaevi içerisinde 1961 de, Yassı Adadan gelecek Demokrat Parti yöneticileri için yapılmış ve tek kişilik hücrelerden oluşan bir bölüm var. Benim yattığım yer Rüştü Erdalhun Paşa'nın ( DP. Döneminin genel kurmay başkanı) 17 gün kaldığı hücre imiş. Ser gardiyan Osman Topak'ın; “17. gün, Rüştü Paşa'yı iki kişi koltuğumuzda zor kaldırdık dediği yer. Bitişik hücre, Celal Bayar için hazırlanmış. Ancak, Celal Bayar'ı bu hücrede hiç yatırmadan kısım koğuşunda özel bir yere koymuşlar. Hücre bölümünde yatan benim dışımda, iki kişi vardı. Bunlardan birisi, Sovyet casusu, Kegam Pulli idi.

Deniz, Ankara Merkez Cezaevi 9-10 koğuş arasındaki hücrede, Yusuf da, yaralı olması nedeniyle aynı yerdeki revirde tutuluyordu. Hüseyin'in, memleketi Pınarbaşı'nda yakalanışını izleyen günler, Yusuf'un dışındaki arkadaşlarımızı Kayseri'ye getirdiler.

Deniz'i, Celal Bayar için vaktiyle hazırlanan hücreye koydular. Hiç kuşkusuz bunun özel bir anlamı vardı. 33 yılını doldurduğu halde deneyiminden dolayı o dönemde emekli edilmeyen, Yassı Ada mahkumlarından sorumlu ser gardiyan Osman Topak'ın anlatılarından ve Meclisteki oylamalar sırasında 3'e 3 çığlıklarıyla iki elini birlikte kaldıran anlayışı birleştirdiğimizde Deniz, Yusuf ve Hüseyin'e kesilen sonucun ta baştan belli olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Kaldı ki, bir havalandırma sırasında, Deniz'in müebbet cezalı Kegam Pulli'ye, “bize de müebbet verecekler” dediğinde, ünlü Sovyet casusunun gülümseyerek, “pek öyle olmayacak gibi görünüyor” dediğini anımsıyorum.

Deniz'lerle bir ay kadar birlikte kaldık. Havalandırma hakkımızı kullanır olmuştuk. Ancak, hücreler çok soğuk ve rutubetliydi. Yatağım yoktu, Hüdai Arıkan' la Ankara bit pazarından aldığımız kadife parka ile, 25 Aralık 1970 günü öldürülen Nail Karaçam arkadaşımın deri ceketi vardı sırtımda.

Deniz, Kayseri Cezaevinden alınıp, Mamak Cezaevine götürülürken el örgüsü boyunlu kazağını bana bırakmıştı. Bu kazağı saklanması için, Ankara'da 68'liler Dayanışma Derneği”ne verdim. (Editörün notu: Bakınız-1-)
* * *
1972 başlarında, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığının emri üzerine Kayseri'den Ankara'ya nakledildim. 9. koğuş sakini olmuştum ve Deniz'lerle yolumuz bir kez daha kesişiyordu burada. O küçücük koğuşta adı aklımda kalanlardan, Abdullah Nefes, Mustafa İlker Gürkan, İbrahim Seven, Süleyman Ege dışında, Ankara'nın ünlü kabadayılarından hasımlı olanlar kalıyordu. Komşu 10. koğuşta, Muzaffer Erdost ile her hafta bir gün bolca etli ekmek yememizi sağlayan TÖS başkanı Fakir Baykurt yatıyordu. 5-6 Mayıs 1972 ye giden süreci burada karşıladım. Kızıldere katliamı, uçak kaçırma, Kemalettin Eken'e suikast girişimi, İnönü'nün “Haytalar” çıkışı, Nihat Erim'in, Ferit Melen'in, “Pişamanız deyin” çkışlarını 9. Koğuştan izledim.

Deniz'lerin yargılanma süreci çok hızlı gelişti. İdam kararları çıkmış, itirazlar, yeni arayışlar, Avrupa kamuoyundan beklentiler, sonuç vermeyecek, egemenlerin 12 Mart'ta çizdiği program aynen uygulanacaktı. Gerçek buydu. Cezaevinin havası da değişmişti. Her gün keşifler yapılıyor yeni tedbirler alınıyordu. 9-10. koğuşlar arasına ilave dikenli teller çekmek, nöbetçi sayısını arttırmak, idarenin bize karşı davranışları her şey olumsuz yönde değişmişti. Başka bir iklim, başka bir coğrafyadaydık sanki. Bu gelişmeler karşısında bizler ne yapabilirdik ?

Kendi aramızda sıkça tartışıp bu soruya cevaplar arıyorduk. Okuduğumuz şiirlerde, söylediğimiz türkü ve marşlarda ölümü gülerek karşıladığımız “hoş geldi sefa geldi” dediğimiz doğru ama, hemen bir ıslık çalımı ötemizde arkadaşlarımızın ipe çekilecek olmasını düşünmek, adeta eli kolu bağlı seyirci konumuna düşürüyordu bizi. Hiç mi bir şeyler yapmadık ? Yaptık yapmasına, soba için aldığımız odun ve iri kömür tanelerinden birer ikişer arttırıyor, koğuş avlusunda biriken toz topraktan avuçlarımızla toplayıp yumurta büyüklüğünde çamurlaştırarak soba üzerinde kuruttuğumuzu söylemeliyim. Belki bir direniş gündeme gelir diye. Yıllar sonra gördüğüm bir resim aynı duygu ve davranışlarla çok benziyordu bir birine. Metin Altıok'un, Madımak katliamı öncesi fırça süpürge ile direnme refleksi.
* * *
4 Mayıs öğle sonrasından itibaren koğuş kapıları hiç açılmadı. 9. koğuştaki herkes ya yorganını başına çekip tık nefes yattı. Ya da sabaha kadar oturup tütün sardı. Ben, ertesi günü dışarıdan kapıyı açıp ilk görünen insana ne yapmalıyım, ilk görünen kafaya ne vurmalıyım diye düşünüp durdum.

6 Mayıs günü öğleden sonra kapıdan ilk görünen insan ise, kendisini bize çok yakın gören alevi gardiyan Hacı Ali'ydi. Kilitleri fazla gıcırdatmadan kapıyı araladı ve “hepimizin Başı sağ olsun arkadaşlar” dedi. Tabi, Ali'ye bir şey yapamadık. Oturdu ve baştan sona o gecenin öyküsünü anlattı. “ağzına bir damla su damıtamadım” dedi ve ağladı, ağladı. Ne diyeyim, Ali'yi teselli etmek de bize düşmüştü sanki. Ali'den sonra, cezaevi üst düzey yöneticileri de başsağlığı ziyaretine geldiler O anda, Kızılay Deposunu yarıp giysileri yoksul mahalleliye dağıtan ve suçları “Deniz Gezmiş'cilik oynamak” olan çocuk koğuşu sakinlerini, o gün doğan çocuklarına; Deniz, Yusuf ve Hüseyin adını yazdırmak üzere nüfus idaresine koşan güzel insanları düşündüm.

Editörün notu-1-:
(Bu yazının başlığına "6 mayıs gecesini 9. koğuşta karşılamak ve Deniz Gezmiş'in kazağı" da denilebilir. Habip Çalışkan, Deniz Kayseri'den ayrılırken kazağını kendisine verdiğini, o güne dek kazağı özenle sakladığını ve bu kazağı derneğimize vermek istediğini söyledi. Daha sonra kazağı derneğimize getirdi. Bu El örgüsü kazağı daha da özenle saklamak için, Dr. Ruhi Koç cam kapaklı ahşap çerçeve yaptırdı ve kazağı bu çerçeve içinde saklamaya başladık. Kazak kurucusu olduğum "68'liler Dayanışma Derneği'ndedir..-KUTLU ANIL)