68 Çağırıyor-Barış İnce

8 Ekim 2011. Sokaklar adalet istiyor, sokaklar barış istiyor. Emeğin hakkını istiyor, bağımsızlık istiyor. Devrimci gençler yürüyor. Akıllarında Sinan... Kürecik'te güneş doğdu doğacak. Zalimler güneşten korkuyor, zalimler Sinan'dan korkuyor.

Yıl 1969. Sinan etrafına bakıyor. Binlerce kişi… Yumrukları sıkılı yüzleri acı… Sinan konuşuyor: “Taylan, Komer'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiye'de CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz.” Onlar zaten hiç yılmıyor.  

Yıl 1971. Sinan korkmuyor. Korkmuyor ama Sinan bir başka adam… “Sinan duygulu. Amerikalılarla içli dışlı olmamak için elinden geleni yapıyor. Kaçırıyor kendini. --Zorunlu olur da öldürmek gerekirse, belki öldüremem sonra,-- diyor ve hiç konuşmuyor onlarla; yüzlerine bile bakmıyor.” Sinan öldüremiyor kara elli Amerikan askerini… Deniz duruyor, Sinan'a bakıyor, Sinan'a hak veriyor. Arkasını dönüp gidiyor.  

Yıl 1971. Zalimler Kürecik'e radar üssü kurmak istiyor. Sinan silahını omuzluyor. Tıpkı emperyalistlerle savaşan dedesi gibi… Sinan yürüyor… Etrafını çeviriyor uşaklar. Sinan bir düşüyor bir kalkıyor. Nurhak dağından dumanlar yükseliyor. Son sözü hep Sinan söylüyor. Sinan bir başka adam… Sinan çatışıyor, Sinan vuruluyor. Sinan ölüyor, Sinan yaşıyor… Onlar zaten hep yaşıyor.  

Yıl 1971. Sinan'ın annesi konuşuyor. “Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdi. Sizin sorunlarınızı omuzladı. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkıya değildi.” Anne doğru söylüyor, onlarsa hep yalan...  

Yıl 1972. Ünye'de bir NATO üssü. Üç yabancı radar teknisyeni. Mahir'in namlusu radarcıların alınlarında, ama aklı Deniz'de… Mahir bir başka adam. Yoldaşları söylüyor: “Karayılan der ki harbe tutuşak”. Mahir harbe tutuşuyor, “Sam amca'nın adamları” diye bağırıyor yoldaşları katillere... Mahir korkmuyor. Onlar zaten hiç korkmuyor. Mahir, kerpiç evin çatısına çıkıyor alnından kan boşalıyor. Çocukların adı Mahir oluyor, Çayan oluyor… Vuranlar ellerinde Amerikan makinesi, alçaklıklarıyla kalıyor.  

Yıl 1972. On'lar Deniz'i kurtaramıyor, Deniz başı dik sehpaya yürüyor. “İnsanlar doğar, büyür, yaşar ve ölürler… Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir” diyor. Deniz korkmuyor. Aklı hep Sinan'da… Son sözü “tam bağımsız Türkiye.” Emperyalizmin uşakları utanıyor, yine de gülmeye çalışıyor. Onlar nedense hep gülüyor.  

Yıl 2010. Denizleri idam ettiren hakim yemek yiyor. O zaten hep yiyor. Kalemi kırdığı günkü gibi değil yüzü… Üniformasını çıkarınca cesareti kalmamış. Korkuyor… O zaten hep korkuyor. Derken yediği yemek nefes borusuna kaçıyor. Aksırıyor, tıksıyor… Çıkaramıyor. Korkakça ölüyor. Boğazında lokma… Cenazeye bak, toplasan 10 kişi… İmam nasıl bilirdiniz bile demiyor, sadece bir kere helallik istiyor. Namazı kıldıran imam, ondan utanıyor. Kefen bezi zaten Amerikan bezi…  

Yıl 2011. Zalimler Kürecik'e radar üssü kurmak istiyor. Morrison'un uşağı pek memnun, ülke ülke geziyor. İşbirlikçilerle buluşuyor, konuşuyor. Yemek yiyor, şerbet içiyor. O zaten hep yiyor. Siyoniste laf etmiş gözüküyor, arkasından kalkan oluyor. Sömürücülere karşı çıkarsan, sana “eşkıya” diyor, vuruyor, öldürüyor... Sana yalan söylüyor. O zaten hep yalan söylüyor.  

8 Ekim 2011. Sokaklar adalet istiyor, sokaklar barış istiyor. Emeğin hakkını istiyor, bağımsızlık istiyor. Devrimci gençler yürüyor. Akıllarında Sinan... Kürecik'te güneş doğdu doğacak. Zalimler güneşten korkuyor, zalimler Sinan'dan korkuyor. “Ya yine gelirse” diyor “ya çıkar gelirse…” Devrimci gençlerin yumruğu sıkılı. Onların yumruğu hep sıkılı. Lokmalar zalimlerin boğazında… Zaten hep boğazlarında kalıyor. Devrimci gençler koşuyor, adları hep Sinan, hep Deniz, Ulaş, Mahir… Onlar hep koşuyor.  

Çünkü… 1968 onları çağırıyor!

http://www.muhalefet.org/yazi-68-cagiriyor-baris-ince-26-101.aspx