28 Şubat 1997 Demokrasiye Balans Ayarı



Vikipedi, özgür ansiklopedi süreci söyle çıklıyor:

28 Şubat 1997 'de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan ve Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve kimilerince bir dönüm noktası olan kararların uygulanması sırasında Türkiye 'de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan tartışmalı süreçtir.

28 Şubat Süreci, sürecin önde gelen komutanlarınca "Demokrasiye bir balans ayarı olarak" tanımlanmış basında ve kamuoyunda sık sık "postmodern askeri bir müdahale" olarak anılmıştır.
Bizzat sürecin önderlerinden olan Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Çevik Bir de süreci "Postmodern askeri bir müdahale" olarak tanımlamıştır.
Necmettin Erbakan-Abdullah Gül
Gelişim Süreci sonucu ortaya çıkan siyasetin etkisiyle 1980 ve 1990 'larda sağ partiler giderek güçlenmiş ve bunun sonucu olarak Refah
Partisi 1995 genel seçimlerinden az farkla da olsa ikinci DYP ve üçüncü olan ANAP 'ın önünde birinci parti olarak çıkmıştır. 196 yılında, seçimlerin ardından kurulan DYP - ANAP koalisyon hükümeti, Refah Partisi'nin güvenoylaması hakkında hukuksal inceleme yapılması için Anayasa Mahkesi'ne yaptığı başvuru haklı görülerek güvenoylaması geçersiz sayıldığından dağılmıştır. Bunun üzerine TBMM 'de birinci parti durumunda olan RP ile ikinci parti olan DYP arasında kurulan 54.hükümet ( Refahyol hükümeti ), 8 Temmuz 1996 'da TBMM'de yapılan oylamada güvenoyu almayı başarmıştır.

Ancak hükümetin irticaya yönelik icraatleri ve yolaçtığı bazı olaylar Türkiye'yi 28 Şubat Süreci ne sokmuştur. Bunlar şöyledir:

1. Başbakanlıkta Devlet Bakanı Fehim Adak , Fetullah Erbaş , İsmail Nacar Güneydoğu sorununu görüştüler. HADEP 'ten Ahmet Türk ile görüşüldü, HADEP genel başkanı Murat Bozlak ve eski DEP 'li milletvekilleri cezaevinde ziyaret edildi. RP Van milletvekili Fetullah Erbaş, PKK 'nın elinde rehin tutulan askerler için Kuzey Irak'a Zap kampına gitti. Bu gelişmeler, Refahyol ile Genelkurmay arasında gerginlik meydana getirdi.
  • 2. Başbakan Erbakan İran , Pakistan, Singapur, Malezya, Endonezya, Mısır, Libya , Nijerya'yı ziyaret etti. Libya'da, Kaddafi 'nin çadırında diplomatik skandal yaşandı. Kaddafi, Türkiye'ye ağır eleştirilerde bulundu.
  • 3. YAŞ kararları ile orduyla ilişiği kesilenler, Refahlı belediyelerde işe girdi. Erbakan ile ordu arasında soğukluk başladı.
  • 4. 11 Ocak 1997'de Başbakan Erbakan başbakanlık konutunda tarikat ve cemaat liderlerine iftar yemeği verdi.
  • 5. Taksim ve Çankaya 'ya cami yapılması, Ayasofya 'nın camiye çevrilmesi tartışmaları yaşandı. Başörtüsü (türban) tartışmaları, kurban derilerinin toplanması tartışmaları, kadrolaşma tartışmaları yapıldı. Din ve laiklik , irtica tartışmaları medyada yoğun bir şekilde verildi.
  • 6. Sultanbeyli belediye başkanı Nabi Koçak ile Tuğgeneral Doğu Silahçıoğlu arasında Atatürk heykeli gerilimi yaşandı. Tuğgeneral, Sultanbeyli 'nin ortasına heykeli dikti.
  • 7. Kayseri RP belediye başkanı Şükrü Karatepe 10 Kasım törenlerine içi kan ağlayarak katıldığını açıkladı.
  • 8. 30 Ocak 1997'de Sincan belediyesi Kudüs gecesi düzenledi. Belediye başkanı Bekir Yıldız , İran büyükelçisinin misafir olduğu gecede sahneye konulan cihad oyunu basında tepki oluşturdu. Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kaldı. Bekir Yıldız tutuklandı, mahkum edildi. 4 Şubatta Sincan'da askerler tankla geçiş yaptı. Genelkurmay 2. başkanı Çevik Bir 'demokrasiye balans ayarı yaptık' dedi.
  • 9. Genelkurmay ile hükümet arasında, sınırötesi harekatların ödeneği için kriz çıktı.
  • 10. 3 Kasım 1996'da Susurluk 'ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan 'fasa fiso' dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için 'mumsöndü oynuyorlar' dedi.
  • 11. Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orae İçişleri Bakanı Meral Akşener hakkında, istihbarat bilgi ve belgeleriyle ilgili olarak soruşturma başlatıldı.
  • 12. Yüksek rütbeli subaylar 26 Ocak'ta Gölcük 'te toplanarak irticanın iktidarda olduğunu tartıştılar.
  • 13. 5 Şubatta Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel , başbakan Erbakan'a birkaç mektup gönderdi. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Güven Erkaya ' irtica , PKK'dan daha tehlikeli' dedi.
  • 14. İşveren ve işçi örgütleri, TİSK , Türk-İş , DİSK , odalar ve birlikler, TOBB , TESK iktidara karşı eleştiriye başladılar. Kadın örgütleri, 'şeriata karşı laiklik yürüyüşü' yaptı. Refik Baydur , 'en büyük tehlike siyasal İslam' dedi.
  • 15. 28 Şubat 1997'deki MGK kararları hükümete bildirildi. Kararlarda, laiklik için yasaların uygulanması istendi, tarikatlara bağlı okullar denetlenmeli ve MEB'e devredilmeli, 8 yıllık kesintisiz eğitime geçilmeli, Kuran Kursları denetlenmeli, Tevhidi Tedrisat uygulanmalı, tarikatlar kapatılmalı, irtica nedeniyle ordudan atılanları savunan ve orduyu din düşmanıymış gibi gösteren medya kontrol altına alınmalı, kıyafet kanununa riayet edilmeli, kurban derileri köktencilere verilmemeli, Atatürk aleyhindeki eylemler cezalandırılmalı, deniliyordu.
  • 16. Şevket Kazan, rantiyeci sermayeyi engelledikleri için darbeye çanak tuttuklarını söyledi.
  • 17. Genelkurmay Başkanlığı 29 Nisan 1997'de Anayasa Mahkemesi , Yargıtay , Daıştay üyeleri ile Üniversite Rektörlerini Karargah'a çağırarak kendilerine ve gazetecilere "irtica brifingleri" verdi.
Prof.Dr. Nurullah AYDIN 9 Şubat 2008 günlü yazısında o günü şu şekilde özetliyor:

28 Şubat 1997; Postmodern darbe süreci Türban nedeniyle gerilen Türkiye yeni bir krize doğru mu gidiyor?
Bu gün ise size tam on yıl önce Şubat ayında ortaya çıkan metni sunuyorum.
Yani postmodern darbeye götüren metni. Aşağıdaki kararlardan altıncı madde dışındakileri hatırlamakta yarar var..
Milli Güvenlik Kurulu ile Erbakan'ın başbakanlığındaki 54. hükümet arasında yapılan kritik toplantı ardından alınan kararlar, Türk siyaset tarihine 28 Şubat Kararları olarak geçti. Radikal dinci faaliyetlere ilişkin MİT raporunun ele alındığı toplantıdan sonra alınan kararlar için bir çeşit sivil muhtıra yorumu yapıldı. Tarihi toplantıda alınan 18 maddelik karar metni şunlardan oluşuyordu:
1- Demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni hedef alan rejim aleyhtarı faaliyetler karşısında ödün verilmemelidir. Anayasa'nın 174. maddesinde koruma altına alınan Devrim Kanunları'nın ödün verilmeden uygulanması esastır. Hükümet, icraatında Devrim Yasaları'na uygunluğu sağlamakla görevlidir.
2- Savcılar, Devrim Yasaları'nın ihlalini oluşturan davranışlar karşısında harekete geçmelidirler. Yasaları ihlal eden dergahlar kapatılmalıdır.
3- Sarık ve cüppeli giyim şeklinin özendirildiği görülmektedir. Kılık ve kıyafetleri bu yasaya ters düşen kişilerin onurlandırılmamaları gerekir.
4- Anayasa'nın 163. maddesinin kaldırılmasının yarattığı hukuki boşluklar, irticai akımların ve laikliğe aykırı tutumların güçlenmesine yol açmıştır. Bu boşlukları telafi edecek yasal düzenlemeler getirilmelidir.
5- Eğitim politikalarında yeniden Tevhidi Tedrisat Kanunu ruhuna uygun bir çizgiye gelinmelidir.
6- Temel eğitim 8 yıla çıkarılmalıdır.
7- İmam - hatip okulları toplumdaki bir ihtiyacı karşılamak üzere kurulmuşlardır. Bu ihtiyacın fazlası olan imam hatip okulları, meslek okullarına dönüştürülmelidir. Ayrıca kökten dinci grupların kontrolünde olan Kuran kursları kapatılarak, Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda düzenlenmelidir.
8- Devlet dairelerinde ve belediyelerde kökten dinci bir kadrolaşma hareketi sürdürülmektedir. Hükümet, bu kadrolaşmanın önüne geçmelidir.
9- Cami yapımı gibi dini konuları siyasi amaçlar için istismar etmeye dönük olan her türlü davranışlara son verilmelidir.
10- Pompalı tüfekler kontrol altına alınmalı ve gerekirse pompalı tüfek satışları yasaklanmalıdır.
11- İran'ın Türkiye'deki rejimi istikrarsızlığa itmeyi amaçlayan çabaları yakın takibe alınmalıdır. İran'ın Türkiye'nin içişlerine karışmasını önleyici politikalar uygulanmalıdır.
12- Yargı mekanizmasının daha etkin çalışmasını sağlayacak ve yargı bağımsızlığını güvence altına alacak, hükümetin tasarruflarından koruyacak düzenlemeler bir an önce getirilmelidir.
13- Son dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hedef alan tahriklerde büyük artış gözlenmektedir. Bu sataşmalar TSK içinde rahatsızlığa yol açmaktadır.
14- İrticai faaliyetlere karıştıkları için TSK'daki görevlerine son verilen subay ve astsubayların belediyelerde istihdam edilmelerinin önüne geçilmelidir.
15- Partilerin belediye başkanları ve il, ilçe yöneticilerinin konuşma ve davranışları da Siyasi Partiler Yasası'nın sorumluluk alanına sokulmalıdır.
16- Tarikatların denetimindeki finans kuruluşları ve vakıflar aracılığıyla ekonomik güç haline gelmeleri dikkatle izlenmelidir.
17- Laiklik aleyhtarı yayın çizgisi olan TV kanalları ve özellikle radyo kanallarının verdikleri mesajlar dikkatle izlenmeli ve bu yayınların Anayasa'ya uygunluğu sağlanmalıdır.
18- Milli Görüş Vakfı'nın bazı belediyelere yaptığı usulsüz para transferleri durdurulmalıdır.
Günün Sözü; İnsanın en zayıf anı, kendini en güçlü hissettiği andır.
28 Şubat"tan bu güne kalan ne ?

28 Şubat Aktörleri bu gün ne yapıyor

28 Şubat 1997'de RP-DYP koalisyonunu düşüren MGK bildirisinin hedef aldığı iki politikacı bugün başbakan ve cumhurbaşkanı. Bildiriyi oluşturan askerler farklı yerlerde.

BİA Haber Merkezi - İstanbul 28 Şubat 2008, Perşembe Erhan ÜSTÜNDAĞ

28 Şubat 1997'de Milli Güvenlik Kurulu (MGK) hükümetin uygulamalarını eleştiren ve "irticai faaliyetlere karşı" mücadele çağrısı yapan 18 maddelik bir bildiri yayınladı.

Refah Partisi (RP) ve Doğruyol Partisi (DYP) koalisyonu iktidardaydı. RP Genel Başkanı ve başbakan Necmettin Erbakan 18 Haziran'da istifa etti.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel , iki parti arasındaki protokolü dikkate almayarak yeni hükümeti kurma görevini başbakan yardımcısı, DYP başkanı Tansu Çiller yerine Anavatan Partisi (ANAP) genel başkanı Mesut Yılmaz 'a verdi.

Basında 1 Mart 1997'de "Radikal dinci faaliyetlere ilişkin MİT raporunun ele alındığı tarihi MGK toplantısı" diye geçen toplantıya şu adlar katılmıştı:

Demirel, Erbakan, Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Çiller, Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan, İçişleri Bakanı Meral Akşener ve kuvvet komutanlarının yanı sıra Dışişleri Müsteşarı Onur Öymen, MİT Müsteşarı Sönmez Köksal, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Necdet Seçkinöz, MGK Genel Sekreteri Orgeneral İlhan Kılıç, Emniyet Genel Müdürü Alaaddin Yüksel, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Necati Bilican, Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Taner ve MGK Genel Sekreter Başyardımcısı Korgeneral Necdet Timur .

Yeni hükümet

12 Temmuz'da ANAP, Demokratik Sol Parti (DSP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) koalisyonu kuruldu.

MGK bildirisinde belirtildiği şekilde 14 Ağustos'ta zorunlu temel eğitim sekiz yıla çıkarıldı. İmam Hatip liseleri de dahil, meslek liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı.

Yargıtay başsavcısı Vural Savaş , 21 Mayıs'ta RP aleyhine kapatma davası açtı. Anayasa Mahkemesi 18 Ocak 1998'de RP'yi kapadı; partinin mallarına el konuldu; Erbakan ve altı partiliye beş yıl parti üyeliği yasağı geldi.

Recep Tayyip Erdoğan

Aynı yıl kasımda eski RP'li Recep Tayyip Erdoğan 'ın İstanbul Belediye Başkanlığı düşürüldü. Erdoğan, 12 Aralık 1997'de Siirt'teki mitingde okuduğu bir şiir nedeniyle mahkum oldu. RP'nin ardından kurulan Fazilet Partisi'nin ( FP) de kapatılmasının ardından Saadet Partisi'ni (SP) kuran grupla ayrışarak 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kurucuları arasında yer aldı.

Parti 2002 seçimlerinde iktidara gelirken Erdoğan siyaset yasağı nedeniyle seçime giremedi; daha sonra Siirt'te Fadıl Akgündüz'ün milletvekilliği düşürülünce seçildi ve başbakan oldu. 2007 seçiminde de iktidarda kaldı.

Abdullah Gül

28 Şubat 1997'de Devlet Bakanı ve Hükümet Szöcüsü'ydü. 1999 seçimlerinde FP'den Meclis'e girdi. Refah-Yol hükûmeti döneminde devlet bakanlığı yaptığı dönemde 1 milyar 652 milyon lirayı şahsi harcamaları için kullandığı nedeniyle mahkum oldu. 2000'de FP Genel Kurulu'nda Recia Kutan'ın karşısına başkan adayı olarak çıktı; az farkla kaybetti.

AKP kurucuları arasında yer aldı. 2002 seçimlerinden sonra Erdoğan'a devredene kadar başbakanlık yaptı. Daha sonra Dışişleri Bakanı oldu. 2007'de Cumhurbaşkanı seçildi.

Çevik Bir ve "andıç"

MGK bildirisi yayınladığında Genelkurmay 2. Başkanı olan Çevik Bir , Ağustos 1999'da 1. Ordu Komutanlığından emekli oldu. Bir'in, ordu içindeki yasa dışı "Batı Çalışma Grubu"nun kurucularından olduğu ortaya çıkarıldı. Grup, "irticai faaliyette bulunanları" fişliyordu.

25 Nisan 1998'de Hürriyet ve Sabah gazetelerinde PKK itirafçısı Şemdin Sakık 'ın ifadelerine dayanılarak aralarında gazetecilerin de bulunduğu bir grup ismin "PKK destekçisi" olduğu yazıldı. 2000'de bu ifadenin sahte olduğu, Genelkurmay'ca psikolojik harekat çerçevesinde sızdırıldığı ortaya çıktı. O dönem bu yüzden işlerinden atılan Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand bugün köşelerinde konuya değinmezken; Nazlı Ilıcak "28 Şubat'ta halkı korkuttular" başlıklı bir yazı yazdı. O haberlerde ismi geçen ve silahlı saldırıya uğrayan Akın Birdal bugün milletvekili.

Bir hakkındaki iddialar nedeniyle yargılanmadı; onun yargılanmasını isteyen gazeteci-yazar Ahmet Altan mahkeme önüne çıkarıldı. 1999'da Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklayan .Bir'in 2001'de Cumhuriyet gazetesi yönetim kuruluna girdiği iddia edildi.

Bir ayrıca, 28 Şubat MGK toplantısında da bulunan dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müşteşarı Sönmez Köksal'la birlikte bir güvenlik şirketi de kurdu .

Erol Özkasnak

Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak , o dönemde basına ve yargı mensuplarına verilen brifingleri yönetti. Ağustos 2000'de emekli oldu. 2001'de verdiği röportajda "Tek bir mermi atılmadı, tek bir burun kanamadı. Tıpkı NATO'nun Varşo Paktı'nı teslim alması gibi" dedi . Özkasnak, "post-modern darbe" teriminin sahibi.

İsmail Hakkı Karadayı

Dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı bir sene sonra 30 Ağustos'ta yaş haddinden emekli oldu. Karadayı, birkaç ay önce Milliyet'e verdiği röportajda görev süresi boyunca PKK'yle yapılan mücadeleyi anlattı.

Necmettin Erbakan

RP'ye yapılan hazine yardımını iade etmeyerek sahte makbuzlarla harcanmış gibi gösterdikleri gerekçesiyle, 60'tan fazla parti yöneticisiyle birlikte mahkum oldu. 2005'te yapılan bir yasa değişikliğiyle cezaevine girmekten kurtuldu ; cezasını evde çekiyor.

Vural Savaş

Vural Savaş RP'ye açtığı davada Batı Çalışma Grubu'na ait belgeleri kullandı. FP'nin kapatılması konusundaki ek delillerinin arasına izinsiz dinlenmiş telefon kasetini koydu. 1999'da "Cumhuriyeti korumak için" Anayasal özügrlüklerin kısıtlanmasını istedi. 2001'de Emekli olduktan sonra Aydınlık'ta yazdı. DSP'ye girdi, 2003'te istifa etti. 2004'te "Erbakan Erdoğan'dan iyidir" dedi . (EÜ/TK)