Türkiye'de Darbeler                                      
27 Mayıs Darbesi
"BASBAKANI'NI IDAMA GÖTÜREN DARBE"

27 Mayıs : 12 Eylül 1980'e kadar "Anayasa ve Özgürlük Bayramı" olarak kutlanan bir tarih. Bu tarih Türk siyaset literatürüne, kimilerine göre haksızca yapılmıs bir darbe, kimilerine göre ise coskulu bir devrim olarak girdi. 27 Mayıs 1960 tarihinde TSK'den bir grup albay ve daha alt rütbeli subay DP (Demokrat Parti) iktidarina karsi bir askeri harekat düzenlemis ve ülke yönetimine el koymustu. Bu harekat sadece askerlerin yönetimi ele geçirme hevesinden mi ibaretti? Yoksa hukuksal düzenlemelerin Türkiye'yi dünyanın en özgürlükçü anayasasina kavusturan dolayli bir girisimden mi ?

27 Mayıs'in hangi tanimlamaya oturtulmasi gerektiğini tartismak elbette bu ya da baska yazilar dahilinde bizi kesin bir sonuca götürmeyecek. Ama darbe ve devrim arasindaki farklilikları incelemek için öncelikle bu kavramların temel ayrisikliklarıni değerlendirmek gerekiyor. Darbenın anlamina baktigimizda karsimiza çikan en kaba tanim söyle :


“Bir ülkede baski kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirmek veya yönetimi devirmek isi" (Türk Dil Kurumu Sözlügü) Baski kurmak ve zor kullanmak darbe ile iliskilendirilebilecek tanimlar olsalar da demokratik yollardan yararlanarak yönetimi devralmanın darbenın tanimıyla hiçbir akrabaligi yok. Peki devrim ne ? Devrim her durumda var olan otoritenın kökten degistirilmesi ile sonuçlanan bir hareket.

“Bir ülkede baski kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirmek veya yönetimi devirmek isi" (Türk Dil Kurumu Sözlügü) Baski kurmak ve zor kullanmak darbe ile iliskilendirilebilecek tanimlar olsalar da demokratik yollardan yararlanarak yönetimi devralmanın darbenın tanimıyla hiçbir akrabaligi yok. Peki devrim ne ? Devrim her durumda var olan otoritenın kökten degistirilmesi ile sonuçlanan bir hareket.


Devrim bir ülkenın gelecegini sağlam temellere dayandirma çabasi içinde gerçeklesmesi beklenen köklü degisiklikler dizisinın ana adi olarak da degerlendirilebilir. Örneğin 27 Mayıs için Sevket Süreyya “darbe"degil “ihtilal"demektedir. Süreyya'ya göre 27 Mayıs önce “darbe"olup kisa zamanda bunu asarak bir “ihtilale"dönüsmüstür.Zamanın Cumhurbaskani Celal Bayar ise durum için darbe degil ‘fiili bir durum"demiştır. Ancak surasi bir gerçek ki; Türkiye'deki üç askeri darbenın ekonomik zeminınde büyüyen bir yapisal bunalimin yer aldığıni görmek çok da zor degil.

27 Mayıs hakkinda tam bir tanimlama yapmadan önce 27 Mayıs öncesi Türkiye'sini ve bu ilk askeri harekatin nedenlerini daha iyi anlamak gerekiyor.

27 MAYIS ÖNCESI
1950'li yillar ile birlikte Türkiye DP'nın iktidar olmasi sonucu siyasal alanda ilk kez çok partili yasam deneyimine kavusmustu. Demirkırat belgeselinde o yillar için su yorum yapiliyor :
“1950 bahari ayni zamanda Türkiye'de çok partili rejiminde bahari olmustu.Tek parti döneminın Milli Sef'i Pembe Köskü'ne geri dönmüs, iktidar ise Basbakanlikta Adnan Menderes, Cumhurbaskanliginda ise Kurtulus Savasi'nın Galip Hocasi Celal Bayar olarak belirlenmiştı."
Süphesiz 27 Mayıs harekatini hazirlayan bir çok neden vardi. Bunlar arasinda (en önemlisi degil ama) askeri en fazla rahatsiz eden gelismelerden biri DP'nın, 1932'de Atatürk tarafindan çikartilan ‘ezanın Türkçe okunmasi' kanunu degistirmesiyle ilintiliydi. Cumhurbaskani ile Basbakan arasinda bile tartismalara neden olan bu konu, Menderes'in istifaya yanasma resti ile sona ermis ve ezan uzun bir aradan sonra yeniden Arapça okutulmaya baslanmiştı. Bu degisiklik ve Menderes'in ‘Sizler isterseniz hilafeti bile getirirsiniz!' açiklamasi genç subayların ve aydin kesimin tepkisini çeken uygulamalardan sadece biriydi.

Ancak asil kivilcim CHP'ye yönelik uygulamalardan ötürü baslamıştı. Yine Demirkırat adli belgeselde haksiz kazanim yasasi hakkinda sunlar söyleniyor : “Aralık 1953'te Haksız iktisap yasası meclis gündemine geldiğınde Demokrat Parti; CHP'nın gayri mesru yollardan kazanilmis tüm mallarına el konulmasini talep etmiştı. Atatürk'ün kurdugu ana muhalefet partisi ise sifira inmekteydi. Ismet Inönü bu asamada yasanın görüldügü oturumda kürsüye çikti ve sözleri satasmalarla kesilince sinirlenen Pasa, DP siralarına bakti ve ‘Tarih kürsüsünden halinizi seyrediyorum' dedi. ‘Suçluların telasi içindesiniz. Isiktan korkuyorsunuz.' Ve sonra salondan çikti, gitti. Tabi ardindan tüm CHP Meclis Grubu da."(Birand M.A, Dündar,Can, Çapli,Bülent. Demirkırat)

Bu DP ile CHP'nın ilk kez bu denli sert karsi karsiya gelisiydi. Daha sonraları DP, CHP'nın basin organi olan Ulus gazetesine el koyacak, ana muhalefet partisi lideri Ismet Inönü'ye bir takim yasaklamalar getirecekti. Özellikle genç üniversite ögrencilerinın tepkisini çekmesi açisindan 1956 yilinda yasanan gelisme önemliydi. Konuyla ilgili 1961 Kurucu Meclis Üyesi Dr. Alev Coskun konusuyor : ‘23 Ocak 1956'da Ankara Üniversitesi SBF Fikir Kulübü ‘Demokraside Parlamento Hakim-i Mutlak Degildir' konulu bir toplanti düzenlemiştı. Bu toplantiya Feyzioglu ve Aksoy gibi hukukçular katilmiştı. Basbakan Menderes ‘Üniversitenın çanına ot tikamaktan' söz etti, bu tutum üniversite gençliginde tepki olusturdu.' (Cumhuriyet Gazetesi, 27 Mayıs 2004)

DP IKTIDARININ BASARILARI VE ASKERI TETIKLEYEN GELISMELER

Bunların yanında DP yöneticilerinın, CHP'lilere nazaran daha büyük düsündüklerini de gözden kaçirmamak gerek. Tek partinın 27 yilina karsilik, DP sadece 10 sene gibi kisa bir süre içerisinde elektrik üretimini yüzde 256, çimento üretimini yüzde 414, köy yolları uzunlugunu yüzde 918, lise sayisini yüzde 120 arttirmiştı. Üniversite sayisi ise 3'ten 6'ya çikartilmiştı. Ancak tüm bu rakamların artmasi, Türkiye'nın ciddi boyutlarda ilk kez dis borç almasi ile de sebeplendirilebilir. Kaldi ki ilk kez 1948 yilinda CHP hala iktidarda iken ABD'nın öncelikli olarak Dogu Avrupa ülkelerine uyguladığı Marshall plani adi altinda sagladığı mali destek daha sonraları DP'nın de isine yarayacakti.

CHP Genel Sekreteri Kasim Gülek'in tutuklanmasi, Inönü'nün Kayseri'de yolunun kesilmesi, baska bir siyasi gezisinde Usak Valisi tarafindan sehre girisinın engellenmek istenmesi… Bunların bir çogu askeri kizdiran gelismelerdi. Özellikle bu olayların duyurulmamasi için gazetecilerin hapise atilmasi ve gazete sütunlarının kazinmasi 27 Mayıs'i ortaya çikartan anti-demokratik uygulamalardi. Mayıs 1954'te yapilan seçimlerin sonunda, DP Türk siyaset tarihinde bugüne degin en yüksek oy orani olan %56'yi yakalamiştı. CHP'nın milletvekili sayisinın 31'lere kadar inmesi ise DP için büyük avantaj olusturmustu. Bunu firsat bilen DP'liler dogal olarak karsilarındaki güçsüz CHP'yi silebilmek amaciyla çesitli girisimlerde bulundular.

27 Mayıs 1960 Devrimi Kurucu Meclis ve 1961 Anayasasi adli kitabin yazari Suna Kili : “DP iktidarinın 1960 baharinda artan huzursuzluk ve baslayan ögrenci hareketlerini denetim altinda tutmak için askeri birlikleri kullanmaya baslamasi ile ordu kışlasından çikarak siyasetin en sicak alanında görev yapmaya basladi. Üstelik, 1950'lerin sonundaki iktisadi gelismelerden en fazla yipranan sabit gelir gruplarından birisi de genç subaylar oldu. Maaslarının satin alma gücü hizla eriyen subaylar, iktisadi zorlukları halkla birlikte yasayan ve bu olumsuzluktan tam anlamıyla etkilenen bir konumda yer aldilar. Maaslarıyla birlikte toplumdaki itibarları da 1950'lerde hizla düstü. Ayrica bu genç subaylar Atatürk devrimlerinden ödünler verilmesinden , Istiklal Savasi kahramani Ismet Inönü'ye yapilan muameleden, kamu bürokrasisinın tasra kökenli politikaciların sultasina girmesinden de pek hoslanmayan bir konumdaydilar."(Kili, Suna, 27 Mayıs 1960 Devrimi Kurucu Meclis ve 1961 Anayasasi, sayfa : 46)

TAHKIKAT KOMISYONU

Ancak darbeyi asil tetikleyen girisim ise 18 Nisan 1960'da meydana gelen bir gelismeyle bağlantıliydi. Bu tarihte Meclis'te DP'li 15 milletvekilinden olusan bir Tahkikat Komisyonu kurulmustu. Tahkikat Komisyonu aslen gazetelere ve matbaalara el koyma yetkisine sahipti. Ayrica komisyonun kararlarına karsi çikanlar yargilamaya bile tabi tutulmadan agir cezalara çarptiriliyorlardi. Zaten 19 Nisan 1960'da da Inönü'ye yaptigi bir konusma nedeniyle 12 oturum meclisten çikartilma cezasinın verilmesi ve Istanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Siddik Sami Onar'in tartaklanip polisler tarafindan yerlerde sürüklenmesi ve Turan Emeksiz ile baslayan ögrenci ölümleri iktidar partisinın mevcut duruma hakim olamayısinın ve yanlis politikalar güttügünün önemli kanitlarındandi.

Yapilan zorbaliklar, sebebi belirsiz dayatmalar, laiklik ve demokrasiden verilen ödünler, diktalasmis yönetim biçimi, ülkenın yeniden fiili olarak tek parti rejimine dönmesi, muhalefet ile kurulan iliskilerde izlenen yanis politikalar, Atatürk devrimlerinden sapilmasi, Amerikancilik, ögrencilerle olan iliskilerdeki asiri yanlis uygulamalar, kisilere yönelik siyasalar, 6-7 Eylül olaylarının tertiplenmesi ve suçun komünistlerin üzerine yikilmasi, Vatan Cephesi kurularak ülkede kutuplasmaya gidilmesi ve basina konulan sansür 27 Mayıs öncesi Türkiye'sinın ne denli feci bir durumda oldugunu gözler önüne seriyordu.


BASBAKANI'NI IDAMA GÖTÜREN DARBE

Gerçekten de Ismet Inönü'nün dedığı gibi sartlar tamam oldugu zaman, milletler için ihtilal mesru bir hak mıydi? Bu tarihi açiklama gerçekten tartismaya açik. 27 Mayıs devrim mıydi, yoksa darbe mi? Ya da baska bir deyisle Türkiye'yi geriye götüren bir gelisme mıydi? Bugün bile bu soruların cevapları tartisilmasina karsin darbe yakistirmasi çok daha agir basiyor. Ancak ortada iki gerçek ve çok büyük bir hata var.

Birinci gerçek; insan haklarıni temel alan, sosyal hukuk devleti kavraminın ilk kez geçtigi, 1982 anayasasinda oldugu gibi devletin putlastirilmadığı aksine hak ve özgürlüklerin büyük ölçüde arttirildığı, laik devlet ilkesini gerçek anlamda benimseyen 1961 Anayasasi'nın (bugün yasamasa bile) 27 Mayıs'in ardinda biraktigi tek olumlu yön olarak kabul edilmesi gerçegi.

Darbenın en büyük hatasi 17 Eylül 1961'de Adnan Menderes, Fatin Rüstü Zorlu ve Hasan Polotkan'in idam edilmeleriydi. Askerin güç kullanmasi ve MBK içindeki “Aşırılar" gurubunu engelleyemeyen “Ilımlılar" ın bu karara seyirci kalması sonucu gerçeklestirilen bu üç idaminın kan bedelini belki de bir kaç yil sonra ögrenci hareketi önderleri Deniz, Yusuf ve Hüseyin ödediler. Hiç kuskusuz farkli siyasi dönemlerde alinan bu kararlar ülke tarihinın en aci ve haksiz görüntüleri olarak hafizalarda kalacaktı.